Her şey, gün batımını izlemek için buluşan bir grup arkadaşın aynı cümleyi tekrar etmesiyle başladı: "Keşke günün bu saati hiç bitmese." Gökyüzünün turuncuya döndüğü, sohbetin koyulaştığı, kadehlerin yavaşladığı o kısa aralık... Sosyal Kulüp, işte o aralığı bir mekana dönüştürme hayalinin ürünü. Amacımız hiçbir zaman sadece bir restoran ya da bar açmak olmadı; günün en güzel halini uzatmak, ona bir çatı, bir sofra ve bir topluluk kazandırmak istedik.
İsmimizdeki "sosyal" kelimesi bizim için bir iddia değil, bir davet. Kapıdan giren herkesin kendini bir üyenin evindeymiş gibi hissetmesini istiyoruz: telefonların masaya kapak konduğu, komşu masayla göz göze gelinince gülümsenen, şefin mutfaktan çıkıp tabağın hikayesini anlattığı bir ev. Menümüz mevsimle birlikte değişir, çünkü sofranın da tıpkı gökyüzü gibi her ay başka bir renge bürünmesi gerektiğine inanırız.
"Bir mekanı özel kılan şey mimarisi değil, içini dolduran insanların yarattığı harmonidir. Biz sadece o harmoninin sahnesini kurduk."
Mutfağımızın pusulası yerellik. Balığımız körfezin sabah avından, zeytinyağımız yarımadanın taş baskı sıkımından, otlarımız pazarın en erken tezgahından gelir. Barımız da aynı dili konuşur: imza kokteyllerimiz mürver çiçeğinden bergamota, bu coğrafyanın kokularını kadehe taşır. Canlı caz akşamlarımız, tadım geceleri ve sanat buluşmalarıyla takvimimiz; mutfağımız kadar topluluğumuzla da yaşar.